Tahtakuruları  “Yalnızca kan emerek beslenen pis kokulu bir böcek türü” diye tanımlanıyor güncel TDK sözlüğünde.

Gönül isterdi ki doğanın bu haşerata verdiği özellik yalnızca onlar tarafından kullanılsaydı lakin öyle olmaz bizim topraklarımızda. Bu kan emicilik görevi bir de kendi karından başka bir şey düşünmeyen patronlara aittir. Kendi emeklerinden gayrı tek sermayesi olmayan işçilerimizin payına düşense tahta kurulu ranzalar, bitli yataklar, kirli paslı banyolar, damı akan konteynır koğuşları ve günde 16 saatten fazla mesaidir.  Sonra arkadaşlarımız, sorunların çözümü için aralarında örgütlenip sendikalaşınca devreye daha büyük patronlar girer. “Ne demek yataklar pis? İşçiler kimmiş de yemek beğenmezlermiş? Ne bir de örgütlenmişler mi? O zaman acımayın.” Gibi cümleler hemen bütün kan emicilerin ortak düşüncelerinin tezahürüdür. Öyle de oldu zaten, İstanbul 3. Havaalanı inşaat işçileri sırf temel yaşam koşullarının iyileştirilmesi için eylem yapmaya başlayınca 600’den fazlası özel harekat polisleri ve jandarmalar tarafından gözaltına alındı. Nihayetinde 25’i birbirinden mesnetsiz ve dayanaksız suçlamalarla maalesef tutuklandı. Adliyeye götürülürken attıkları slogan hala kulaklarımızda “İnşaat işçisi köle değildir!”

Özellikle ana akım medyada çıkan haberlerde; bu işçilerin gayrı meşru eylemlere katıldıkları, bozgunculuk yaptıkları, isyan çıkardıkları gibi gerçeklikten uzak iddialarla işçilerin haksız olduğu şeklinde bir algı yaratılmak istenmektedir. Hâlbuki işçilerin talepleri son derece makul, insani ve analarının ak sütü doğal olan, işçi sınıfının yüzlerce yıllık mücadelesinde kan can pahasına kazandığı haklarıdır. Peki neymiş bu “çok sakıncalı” talepler?

-Eyleme katılan işçiler işten atılmayacak.
-Habersiz şekilde işten atılanlar işe iade edilecek.
-Servis sorunu çözülecek.
-Yatakhane, lavabo, banyo temizlikleri düzenli olarak yapılacak, tahtakurusu sorunu çözülecek.
-Revir personelinin işçilerle ilgilenmesi, gerekli sağlık malzemelerinin temin edilmesi sağlanacak, işçilere dönük aşağılayıcı muamele engellenecek.
-Maaşların tamamı hesaba yatırılacak, elden maaş ödemesi yapılmayacak.
-Geçmişe dönük ödenmeyen ücretler ödenecek.
-İşçi ve formenler aynı yemekhanede yemek yiyecek.
-Sorunlara sebep olan İGA yetkilileri görevden alınsın.
-Talepler basın karşısında okunacak.
-İş cinayetleri çözülecek.
-6 aydır maaşları yatırılmayan işçilerin ödemelerinin yapılması.
-Bayram ikramiyesi verilmesi
-Azerbaycanlı işçilerin bulunduğu ekibin başı Selim Öztürk’ün yarattığı mağduriyet dolayısıyla işten atılması.
– İşçi kıyafetlerinin verilmesi
Gelin işçilerin en haklı ve meşru talepleri karşısında bu işçilerin tutuklanma gerekçelerine bir bakalım.

“2911 sayılı kanuna muhalefet, çalışma hürriyetinin ihlali, kamu malına zarar vermek, halkı kin nefret düşmanlığa tahrik etmek, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, görevi yaptırmamak için direnme”

Aslında her şey su gibi berrak önümüzde duruyor. Bu eylemlerin ve taleplerin hiç birinde arpanın yedide biri kadar bile suç yok, işçilerimizin de bu gerçek tahta kurularına karşı örgütlenmekten ve birleşik mücadele etmekten başka bir kurtuluşları yok. Yazımın ilk bölümünü bitirirken tarih yapıcı ustalarımızdan Nazım’ın şu dizelerine kulak vermenizi rica ediyorum, sonraki sayıda görüşmek üzere, kalın sağlıcakla…

Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim
Akarsuyun,
Meyve çağında ağacın,
Serpilip gelişen hayatın düşmanı.
Bursa’da havlucu Recep’e,
Karabük fabrikasında tesviyeci Hasan’a düşman,
Fakir köylü Hatçe kadına,
Irgat Süleyman’a düşman.
Sana düşman, bana düşman, düşünen insana düşman
Vatan ki bu insanların evidir, sevgilim onlar vatana düşman.
.