CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK toplantısının ardından gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Öztrak, “
Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın tampon bölgeden anladığı, Suriye’nin kuzeyinde TOKİ’nin ikişer katlı evler yapmasıdır” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK gündemiyle ilgili düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:
İçinde bulunduğumuz hafta “Adalet ve Demokrasi” haftasıyla kesişiyor. İçinde bulunduğumuz günler, ülkemizin siyasi tarihine kara leke olarak geçen siyasi cinayetlerin yıl dönümlerini içeriyor. Geçtiğimiz hafta sonu, gazeteci Hrant Dink’in katledilişinin yıl dönümüydü. Önümüzde alçakça katledilip, aramızdan koparılan; araştırmacı gazeteci ve yazar, “Kalpaksız Kuvvacı” Uğur Mumcu’nun ve yine bir diğer büyük aydınımız ve bilim insanımız Prof. Dr. Muammer Aksoy’un ölüm yıl dönümleri var. Ülkemizde demokrasi ve adalete duyulan ihtiyaç her gün daha da artarken, ben hayatlarını demokrasi ve adalet mücadelesine adamış tüm aydınlarımıza Allah’tan rahmet diliyor, onları şükran ve saygıyla anıyorum. Bu insanları katledenlerin arkasındaki esas güçlerin bir an önce ortaya çıkarılmasını talep ediyoruz.
SAKARYA TANK PALET FABRİKASI MEMLEKET VE MİLLET MESELESİ
Bugün MYK gündemimizde, yine tabi ekonomide yaşanan kriz, Sakarya’daki fabrikanın devriyle ilgili gelişmeler, ABD’nin sınırlarımızda kuracağını söylediği tampon bölgeyle ilgili müzakereler ve tabi seçime dair önümüzde yaklaşan seçime dair diğer değerlendirmeler vardı. Hafta sonu Sakarya’da TÜRK-İŞ’in önderliğinde işçilerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız, Sakarya Tank Palet Fabrikası’nın, Katar ordusunun da ortak olduğu şirkete devrini protesto etmek için görkemli bir miting yaptılar. Bu meselenin sadece özelleştirme meselesi değil, aynı zamanda memleket ve millet meselesi olduğunu, işçilerimiz meydanlarda haykırdılar.
SARAYIN YERLİ YANDAŞLARINA VE ONUN KATARLI ORTAKLARINA PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR
Artık ülkemizin en stratejik varlıkları da, ordumuzun malı, milli harp sanayimizin bel kemiği olan fabrikalarımız da, Sarayın yerli yandaşlarına ve onun Katarlı ortaklarına peşkeş çekiliyor. Bunun peşkeş olduğunu ben ezbere söylemiyorum. Geçtiğimiz hafta sosyal medyada önemli bir görüntü dolaştı. Sakarya Tank Palet Fabrikası’nın devredileceği şirketin sahibi aynı zamanda Erdoğan’a aşığım demesiyle de bilinen iş adamı, TMSF bünyesindeki ticari araç üreten şirketin, kendine Erdoğan tarafından nasıl verildiğini ballandırarak anlatıyordu. Hatırlatmakta yarar var. Bu şirket yandaş iş adamına devredilmeden önce Türkiye’nin en önemli kamyon ve ticari araç üreticilerindendi. Yine bu şirket aynı zamanda, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne “Kirpi” ismi verilen mayına dayanıklı zırhlı araçları da üretiyordu.
YANDAŞÇILIĞIN, ADAM KAYIRMACILIĞIN, ÇÜRÜMENİN VE HUKUK TANIMAZLIĞIN HİKAYESİ
Şirketin hisselerine 2013’te TMSF tarafından el konuldu. Erdoğan’ın TMSF’ye yakın ilgisini bilmeyen yoktur. İşte bu TMSF, söz konusu şirketi, kendi tabiriyle “eski sosyalist yeni Müslüman” yandaş iş adamına veriverdi. Peki nasıl? Yandaş iş adamdan dinleyelim… Erdoğan kendine aşkla bağlı bu iş adamına TMSF’nin elindeki şirketi vermeyi teklif ediyor. Bir de “Gücün yeter mi?” diye soruyor. Yandaş iş adamı “Siz ne emrederseniz yaparım” diyerek karşılık veriyor. Ama “elimdeki varidat buna yetmeyebilir” diye de eklemeyi ihmal etmiyor. Sonra da “Bu şirketi alırsam, arkamda güçlü bir fon ve finansman lazım” diyerek Erdoğan’a Katar devletini ve ordusunu adres olarak gösteriyor. Erdoğan’da Katar Emiri’ni telefonla arıyor. Katar ordusu bu şirkete yüzde 49,9 ile en büyük ortak ediliyor. Bu da yetmiyor, Erdoğan kendisine aşık iş adamının yanına, başka bir ortak daha koyuyor.
Yandaş iş adamının anlattığı bu hikaye, ülkemizde 16 yıldır yaşanan “yandaşçılığın, adam kayırmacılığın, çürümenin ve hukuk tanımazlığın” hikayesini oluşturuyor.
TMSF, SERMAYENİN EL DEĞİŞTİRME OPERASYONLARININ GÖBEĞİNDE
Kendi zenginini yaratmak için koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bir çadır devletine dönüştürme çabasının hikâyesi bu aslında. Görevi aslında vatandaşlarımızın mevduatlarına sahip çıkmak, onları sigortalamak olan ve tek adam parti devleti rejimine geçilir geçilmez Cumhurbaşkanına bağlanan TMSF, ülkemizde sermayenin el değiştirme operasyonlarının tam da göbeğinde yer alıyor. Daha önce İstanbul’da kupon arazi trafiğine vesayet eden Cumhurbaşkanlığı makamında oturan AKP Genel Başkanı, TMSF bünyesindeki şirketleri yandaşlarına dağıtıyor. Yandaşların parası çıkışmayınca da küresel finans çevrelerinde veya yabancı ülkelerin yönetimindeki dost-ahbaplar aranıyor.
AKP GENEL BAŞKANI SERMAYENİN EL DEĞİŞTİRME TRAFİĞİNİ YÖNETİYOR
AKP Genel Başkanı varidatı yetersiz yandaşlarına verdiği şirketlere paralı ortaklar da buluyor. Ülkede sermayenin el değiştirme trafiğine el koyuyor. Hukuk devleti ayaklar altında. Ne anayasa, ne kanun dinleniyor. Dünyanın hangi ülkesinde Cumhurbaşkanları şirket alma verme işlerine karışır, bununla ilgili iş takipçiliği yapar?
ADRESE TESLİM İHALE SUÇTUR
Hukukun üstünlüğünün olduğu ülkelerde, devletin devraldığı kurum ve kuruluşların yeniden sahiplendirilmesinde, asgari rekabet şartlarına uyulur. Adrese teslim ihale ise suçtur. Şimdi sormak istiyorum; parası olan hangi iş adamı gelip de bu ülkede fabrika kurar? gençlerimize iş ve aş kapısı açar? Bu tür hukuksuzlukların olduğu ekonomiler etkin çalışmaz. Küresel alanda rekabet edemez. Hızlı büyüyemez. Hukukun olmadığı ekonomilerde iktidar yandaşlarını zengin ederken, vatandaşlarına iş-aş veremez, yurttaşlar yoksulluğa mahkûm olur.
CİDDİ BİR MİLLİ GÜVENLİK SORUNU
Ancak Sakarya Tank Palet Fabrikasının özelleştirilmesinde bu sorunlara ek olarak daha başka ciddi sorunlarda var. Burada ciddi bir milli güvenlik sorunu var. Silahlı kuvvetlerimize ait bu fabrika milli harp sanayimizin tüm bilgi birikimiyle bir başka ülkenin ordusunun emrine veriliyor. Bu kabul edebileceğimiz bir husus değildir. Bu konuyla ilgili olarak geçtiğimiz haftada söylemiştim, Grup Başkanvekillerimiz bu tür tesislerin özelleştirme kapsamından çıkarılmasıyla ilgili olarak bir kanun teklifini TBMM’de verdiler. Şimdi bakalım yerli ve milli olmakla övünen diğer partiler ne yapacak bunun karşısında.
SAYIN GENEL BAŞKANIMIZIN SORULARINA YANIT GELMEDİ
Sayın Genel Başkanımız, geçtiğimiz hafta, Sakarya Tank Palet fabrikasının özelleştirilmesiyle ilgili 9 tane soru sormuştu. Bu sorulara bugüne kadar hiç bir yanıt gelmedi. Ben, bu soruları bir defa daha tekrarlamak istiyorum. Bu fabrikanın özelleştirmesi için Değer Tespit Komisyonu kurulmuş mudur? İhale komisyonu oluşturulmuş mudur? Bununla ilgili olarak bir ihale yapılmış mıdır? Yapıldıysa ne zaman, nerede, hangi usulle yapılmıştır? İhale yapıldıysa kimler bu ihaleye kimler teklif vermiştir, kaç şirket girmiştir? İhalede üretim ve satış garantisi, istihdamı koruma garantisi bunlar var mıdır? Özelleştirmeden sonra fabrikada çalışan askeri personelimize ne olacaktır? Askerimiz Katar şirketinin emrinde mi çalışacaktır? Katar ordusunun hissedar olduğu bu şirketin emrinde mi çalışacaktır? Katar’dan “hibe olarak alındığını” iddia ettiğiniz Uçan Saray ile bu fabrikanın özelleştirilmesi arasında herhangi bir bağ var mıdır? Ve eğer özelleştirme ihalesiz yapıldıysa, bu hangi kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılmıştır?
BU, İHALEYE FESAT KARIŞTIRMADIR
Dahası, her gün yeni rezaletler ortaya çıkmaktadır. Sakarya’daki tank palet fabrikası özelleştirme kapsamına alınmadan, bu yandaş iş adamının şirketine, aylarca önceden, bu fabrikada üretim yeri tahsisi yapılmış mıdır, yapılmamış mıdır? Bu sorular cevapsız kaldığına göre öyle anlaşılıyor ki henüz daha ihaleye bile çıkılmamışken Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, bu fabrikanın kime verileceğini açıklamıştır. Daha özelleştirmede öngörülen yasal aşamalar yerine getirilmeden ve ihale süreci tamamlanmadan bir ihalenin kimde kalacağını açıklamak ihaleye fesat karıştırmaktır ve ciddi bir suçtur.
BU ÖZELLEŞTİRME TELEKOM GİBİ KÖTÜ KOKUYOR
Tıpkı Türk Telekom’da olduğu gibi bu özelleştirmeden de kötü kokular geliyor. CHP olarak TELEKOM ihalesinde çok söyledik.“Bizim derenin taşıyla, bizim derenin kuşunu vurduruyorsunuz dedik, böyle özelleştirme olmaz” diye defalarca uyardık. Sonuç ortada. Yaşananlar bizi haklı çıkardı. TÜRK TELEKOM özelleştirmesinde şirketin kârı Lübnanlılara ve onun gizli ortaklarına giderken; batık kredileri ve zararı ise Türk Bankalarının sırtında kaldı. Bu konudaki hakikatler elbette bir gün ortaya mutlaka çıkacaktır. Ancak şimdi TELEKOM’daki skandaldan daha ağırı, kanunların ve hukukun temel ilkeleri yok sayılarak, Tank Palet Fabrikası’nda tek adam parti devleti rejiminde yaşanıyor.
SAYIN BAHÇELİ İÇİNE SİNDİREBİLİYOR MU?
Tamamen yerli ve milli Tank Palet Fabrikamızın, Katar ordusunun en büyük ortağı olduğu şirkete devri, yerlilik ve milliliği dillerinden düşürmeyen Saray ve onun bekçisi için açık söylüyorum bir samimiyet testidir. Tabi burada Sayın Bahçeli’ye de şunu sormak istiyorum: Daha önce “Ben Türk olmaktan mutluluk duymam, üzülürüm” diyen, Atatürk’ün millet tanımından hiçbir şey anlamayan bu yandaş iş adamına ve Katar ordusunun ortak olduğu şirkete, milli harp sanayimizin en kritik fabrikalarından birinin verilmesini nasıl içinize sindirebiliyorsunuz?
MİLLETİMİZE SORUYORUZ: MEMNUN MUSUNUZ?
31 Mart yaklaşıyor. Milletimize sesleniyoruz. Aziz milletimiz; sen, tek adam parti devleti rejiminin neden olduğu mutfağını kasıp kavuran ekonomik krizle boğuşurken, Sarayın ve onun bekçiliğine soyunanlar kendi zenginlerini yaratmaya çalışıyorlar; milli harp sanayimizin en gözde fabrikalarını Katar veya başka bir ülkenin ordusuna peşkeş çekiyorlar; adına özelleştirme denen adrese teslim ihalelerle senin evladının işinin, aşının elinden alınmasına yol açıyorlar, yoksulluğunun artmasına yol açıyorlar. Sen bundan memnun musun? Değilsen, 31 Mart’ta sandık önüne gelecek. Bunu göster ki bu işlerden vazgeçsinler. Kendilerine bir çeki düzen versinler. Biz bu çok önemli konunun takipçisi olmaya devam edeceğiz. Ülkemizin savunmasında önemli yeri olan bu fabrikanın Katar ordusuna peşkeş çekilmesine tüm gücümüzle engel olmaya çalışacağız.
AKP GENEL BAŞKANI TAMPON BÖLGE KONUSUNUN CİDDİYETİNİN FARKINDA DEĞİL
Ülkemizin güvenliğini yakından ilgilendiren bir diğer önemli konu; Güney sınırlarımızda kurulacağı söylenen tampon bölgedir. Bu son derece ciddi ve hassas bir konudur. Şu aşamada kurulacak bir güvenli veya tampon bölge Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve ülkemizin uzun dönemli çıkarlarına uygun mudur? Kurulacağı söylenen tampon veya güvenli bölgenin kontrolü kimde olacaktır? Böyle bir tampon bölge, Türkiye’nin hareket kabiliyetini artıracak mıdır yoksa daha da azaltacak mıdır? Bunun gibi, yanıtlanması gereken pek çok önemli soru bulunmaktadır. Ekonomimizi çökertmekle tehdit eden Trump, bu koridor meselesini görüşmek üzere, geçtiğimiz günlerde bir senatörünü Türkiye’ye göndermiştir. Erdoğan’ın Sarayı, Beyaz Saray’dan ulak olarak gönderilen bu senatöre, devlet başkanlarına uygulanan protokolü uygulamıştır. Bu senatör, Erdoğan ile 2,5 saat görüşmüş, yetmemiş Dışişleri, Milli savunma ve MİT Başkanları ile de ayrı ayrı toplantılar yapmıştır.
Tabi kapalı kapılar ardında ne konuşulduğunu bizim bilmemize imkan yoktur. Ancak bu tampon bölge meselesinin ABD tarafından oldukça ciddiye alındığı da ortadadır. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın ifadelerine baktığımızda ise durumun ciddiyetinin pek de farkında olmadığı anlaşılmaktadır. Tampon bölgeden anladığı Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın, Suriye’nin kuzeyinde TOKİ’nin 500’er metrekare bahçesi olan, ikişer katlı evler yapmasıdır. Bunun parasını ve lojistik desteğini de başta Amerika olmak üzere, koalisyon güçlerinden beklediğini ifade etmektedir.
SURİYE KONUSUNDA UYARIYORUZ, YİNE ÇIKIP ALDATILDIK DEMESİNLER
Yine Erdoğan, bu tampon bölgede hava kontrolünün ABD tarafından sağlanmasını talep etmektedir. Sonra da aynı Erdoğan çıkıp “Tampon bölgenin kontrolü Türkiye’de olmalıdır” demektedir. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Türkiye’nin kontrolünde tampon bölgeden anladıkları TOKİ’nin Suriye’de ev yapması ve bu evlerin parasını ABD’den alması ise ve yine Türkiye’nin kontrolündeki bir tampon bölgeden anladıkları ABD Hava Kuvvetleri’nin korumasında uçuşa yasak bir bölge ilan edilmesi ise soruyorum şimdi bu kontrol nasıl bizde olacak, bu kontrolü bize kim bırakacak? Böyle ciddiyetsiz bir yaklaşımın sonunda, Suriye’nin emperyal güçler tarafından parçalara ayrılması ve gelecekte ülkemizin başının bu nedenle daha çok ağrıması kaçınılmaz olmaktadır. Güvenli bölge diyerek ülke parçalamanın ne olduğunu Irak’ta gördük. Emperyalizm klasik böl, parçala, yönet taktiğini bir kez daha uyguluyor. Saray ise inşaat taşeronluğu alır mıyım derdine düşüyor. Çıkıp yeniden milletimize dönüp, “Aldatıldık, Allah affetsin!” dememeleri için biz şimdiden uyaralım.
YÜK, TAŞINAMAYACAK KADAR AĞIRSA TBMM DURUMA VAZİYET ETSİN
Eğer emperyalist devletler kapalı kapılar ardında kolunuzu bükmeye çalışıyorlarsa gelin TBMM’de durumu tüm açıklığıyla anlatın. Yük, taşıyamayacakları kadar ağırsa, TBMM duruma vaziyet etsin. Biz her zaman söyledik, söylüyoruz. Emperyal güçlerin tek adamın kolunu bükmesi çok kolaydır. Ama milli iradenin tecelligahı olan parlamentoları ikna etmeleri her zaman çok zor olmuştur.
ZİRAAT BANKASI’NI ÇÖP BANKASI HALİNE GETİRİYORLAR
Ekonomi yangın yerine dönmüşken Saray ve damadının oyun planı artık giderek anlaşılıyor. Hiçbir ciddi tedbir almadan aspirin tedavisiyle ve pansumanla 31 Mart’a kadar gitmenin, seçimden sonra da ülkeyi uluslararası para fonuna emanet etmenin derdindeler. Merkez Bankası’ndan gelecek parayla faizleri daha fazla kıpırdatmadan 31 Mart’a kadar idare edelim diyorlar. Yetmiyor, tefeci faiziyle yani iki sene önce Türk lirası borçlanmaya ödedikleri faizi dolara vererek dışardan borçlanma noktasına geliyorlar. Ve böylece hem faizleri, hem de döviz kurunu seçime kadar kontrol altında tutmaya çalışıyorlar. Şimdi bunun bir tarafında bakıyorsunuz maliye politikasıyla ilgili, para politikasıyla ilgili sıkılaştırıcı bir takım tedbirler almışlardı. Bunlara baktığınız zaman bunlarda para politikasına gevşetici yönde etki yapacak olan bir takım düzenlemeler.
Şimdi piyasada para yok diyorlar, piyasada para olmadığı için bu parayı vermeye çalışıyorlar. Aynı zamanda bir başka bir şey daha yapıyorlar. Borcu borçla çevirmeye çalışıyorlar. Şu anda piyasada ne kadar geri ödenmesinde zorluk olan kredi varsa bunların hepsini Ziraat Bankası’na devretmeye çalışıyorlar. Bunları Ziraat Bankasına devrediyorlar, Ziraat Bankasını bir çöp bankası haline getiriyorlar. Daha sonra bunun bedeli milletimiz için son derece ağır olacak. Birde Ziraat Bankası ve diğer kamu bankaları kredi vermeye devam etsin diye de öbür taraftan kamu mevduatına ayrılan karşılıkları sıfırlıyor. Böylece kamu bankalarında duran bu mevduatın maliyetini düşürüyorlar.
TEK BİLDİKLERİ BORÇ VE BORCA TAKLA ATTIRMAK
Eximbank dışarıdan 500 milyon dolarlık borçlanmayı yüzde 8,3 gibi tam bir rekor faizle yapıyor. Yetmiyor Sarayın Damadı çıkıyor, Japon Yeni cinsinden borçlanmak için görüşmelere başladıklarını adeta müjde verir gibi açıklıyor. Biz bunlara “borç alan emir alır” diyoruz, bunlar “el atına binip çalım satmaya” devem edebileceklerini zannediyorlar. İşsizlik rekorlar kırıyor, ekonomi stagflasyona giriyor, pahalılık çarşı pazarda vatandaşı kasıp kavuruyor, bunların üretimle üretmekle ilgisi yok. Tek bildikleri borç ve borca takla attırmak. Başka bildikleri bir şey yok. Sonra da elin oğlu dönüyor bizim zayıf karnımıza vurarak istediğini bize yaptırıyor. “Rahibi gönder” diyor, 24 saatte gönderiyorsun. “Ekonomini çökertirim” diyor, sesini dahi çıkaramıyorsun. Seni tehdit eden Oval ofise apar topar telefon açıyorsun, her türlü yardıma hazır olduğunu söylüyorsun.
TENCEREDE BASINÇ ARTIYOR, PATLAYINCA TEMİZLİĞE IMF’Yİ ÇAĞIRACAKLAR
Tüm bunları yapıyorlar ama şunu söyleyeyim, düdüklü tenceredeki basınç her geçen gün artıyor. Anlaşılan düdüklü tencere patlayıp da etraf batınca temizlik için IMF ülkemize çağırılacak. Temizlik yapmak ve alınan dış borçların geri ödenmesini garantilemek için de bu para fonu neler isteyecek Allah bilir. Biz bunlar olmasın diye madde madde öneriler veriyoruz, bu önerilerin hiçbiri yerine gelmiyor.
MİLLETLE ALAY EDİYORLAR
Biz çiftçinin durumu perişan diyoruz, Saray çiftçinin sorununa çözüm arayacağına bizlere laf yetiştirmeye çalışıyor. Antalya’da sera sahipleri parasızlıktan seralarını bozuyor, bunlarda gidiyor “sıfır gümrükle domates” ithalatının önünü açıyor. Kuru soğan depolarını basıyorlardı düne kadar; depolarda soğan bitti, ülkede yeterli soğan üretimi yapılmadığı anlaşıldı şimdi sıfır gümrükle kuru soğan ithal ediyoruz. Bizim çiftçimiz ekim gübresi atamaz hale geldi. Şimdi çıkıyorlar elin oğlundan “sıfır gümrükle buğday, mısır, arpa, pirinç ve bakliyat” ithal etmeye kalkıyorlar. Adana’da sel çiftçileri vurdu, tarlalarını ekemez hale gelen çiftçiler mağduriyetlerinin giderilmesini beklerken atama bakan çıktı sorunlardan ve çözümlerden selden hiç bahsetmedi tarımda evrimden bahsetti.
Hadi milleti unuttular, elin oğlunu zengin etmek, elin çiftçisini zengin etmek hoşlarına gidiyor ama bari milletle alay etmesinler, alay etmeye kalkmasınlar.
AKP DÖNEMİNDE ELİN ÇİFTÇİSİNE HER GÜN 16 MİLYON DOLAR ÖDEDİK
Seçilmemiş, atama bakanlar milletin halinden hiçbir şey anlamıyorlar. Hiç mi akıl, hiç mi vicdan kalmadı? Tarım devriminin yapıldığı bu güzel topraklarda sayelerinde tarım bitti. Son 16 yılda elin çiftçisinin, üreticisinin cebine ithalat yoluyla tam 95 milyar dolar para koymuşuz. Bu demektir ki Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının görevde olduğu her gün eloğlunun cebine bu iktidar 16 milyon dolardan fazla para koymuş. Ama şimdi bakıyoruz, meydanlarda bizim çiftçimize verdiği her bir kuruşu sanki ihsan ediyormuş gibi çiftçimizin kafasına kakıyor. Oysa kanunen çiftçimize verdiği bu paralar kanunen vermesi gereken paraların yarısı dahi değil. Ama her ile çıkıyor gidiyor biz çiftçimize şu kadar para verdik. E verdin de birde kanun var. Kanunun öngördüğünün yarısını verdin. Buna karşılık gitti elin çiftçisine her gün cebine 16 milyon dolardan fazla para koydun. Durum bu kadar açık. Tabloya böyle baktığımızda bunların tarım bakanlarının Fransa’dan neden şövalye nişanı aldığı da açıkça ortaya çıkıyor.
BİZİM ÇİFTÇİMİZ KAN AĞLARKEN ELİN ÇİFTÇİSİNİ İHYA ETTİLER
Şimdi bizim sözümüz çiftçilerimize ve köylülerimize… kıymetli çiftçi ve köylü kardeşlerimiz; sen tarlana gübre atamazken, traktörünü, tarlanı bankalara kaptırma tehlikesi yaşarken; sen eline geçen yaptığın masrafı karşılamıyor diye seranı bozarken; sen ürettiğin süt para etmiyor diye sütleri sokaklara dökerken; eloğlunun çiftçisini, köylüsünü sıfır gümrükle ihya eden, son 16 yılda Almanya’nın, Bulgaristan’ın, Sırbistan’ın, Arjantin’in ve bilcümle yabancı üreticinin cebine ithalat yoluyla 95 milyar dolar para koyan bu saray yönetiminden ve onun bekçisinden memnun musun? Memnun değilsen bak 31 Mart’ta önüne sandık geliyor.
KULA ZULMEDEN, ALLAH’A KİBİRLENİYORDUR
Son olarak geçtiğimiz hafta emeklilikte yaşa takılanların sorunları için Cumhuriyet Halk Partisi’nin verdiği yasa teklifi Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin oylarıyla yine görüşülmedi, yine reddedildi. Yandaşları için şirket ve ihale ayarlayanların millet gibi bir dertlerinin olmadığı bununla da bir kez daha ortaya çıktı. Biz emeklilikte yaşa takılan vatandaşlarımızın sorunlarını hiç endişe etmesinler takip etmeye devam edeceğiz. Unutulmasın “Kula zulmeden, Allah’a kibirleniyordur”. Ama 31 Martta son söz milletimizin. Martın sonu bahar mı, yoksa IMF kışı mı olacak? Buna milletimiz karar verecek. Ben milletimizin kendine sırt çeviren, kendinden uzaklaşan bu kibir abidelerine gereken uyarıyı sandıkta yapacağına inanıyorum.