CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, CHP Genel Merkezi’nde MYK gündemine dair basın toplantısı düzenledi. Öztrak, “Ekonomide sıkıştıkça Erdoğan, İstanbul seçimlerinde unuttuğu ‘Fırat’ın doğusuna müdahale kartı’nı masaya getiriyor. Hayrola ufukta bir seçim mi var? Yoksa partide dağılan safları sıklaştırmak için bu kart mı oynanıyor?” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, CHP Genel Merkezi’nde MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şu ifadeleri kaydetti: “Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımız vardı. Sayın Genel Başkanımız biliyorsunuz mahalli idare seçimlerinin ardından teşekkür ziyaretleri yapıyor. Geçtiğimiz günlerde de Doğu Karadeniz bölgesindeydi. Bu gezi ve gezide vatandaşlarımızın ilettiği sorunlar hakkında ilgili arkadaşımız Sn. Seyit Torun Genel Başkan Yardımcımız MYK’yı bilgilendirdi. Yine toplantımızda ekonomik krizin geldiği son nokta, sınırlarımızda artan jeo-stratejik riskler görüşüldü. Çanakkale’de Kaz Dağları’nda, yurttaşlarımız yaşadığı yerin suyuna, havasına sahip çıkmak için mücadele ediyor. Genel Başkan Yardımcılarımız dahil pek çok partilimiz bugün orada. Bu konu da yine MYK’da gündeme geldi. Dün Rize’de bir sel felaketi oldu. Bir yurttaşımızın kaybolduğu bilgisi var. Kaybolan yurttaşımızın sağ salim evine dönmesini Allah’tan diliyoruz. Bugün Nusaybin’de hain terör örgütünün tuzağında 3 Mehmetçiğimiz yaralandı, Mehmetçiklerimize de acil şifalar diliyoruz. Son olarak Birgün gazetesi yazarı Cüneyt Cebenoyan’ı bir trafik kazasında yitirdik. Kendisine Allah’tan rahmet, acılı ailesine de başsağlığı diliyoruz. Yine bugün TBMM tarafından büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e başkomutanlık makamının verilmesinin 98. yıl dönümü. Bu vesileyle Başkomutanımızı ve Kurtuluş Savaşımızın aziz şehit ve gazilerini bir kez daha saygıyla anıyoruz.
BİR AVUÇ MUTLU AZINLIK YARARLANACAK
Dün Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı yine Partimiz ve Sayın Genel Başkanımız hakkında ipe sapa gelmez sözler sarf etti. Kötü söz tabi ki sahibine aittir. Atalarımızın dediği gibi ‘Üslubu beyan aynıyla insan’dır… Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak üslubumuza her zaman özenliyiz. Ancak milletimizin gözünün içine bakarak bazı önemli konularda doğruların söylenmemesine de rıza göstermemiz mümkün değil. Dün Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı üzerinde Cumhurbaşkanı gömleğiyle Bursa’da bazı açılışlar yaptı. Öncelikle, açılan tesislerin milletimize hayırlı olmasını diliyoruz. Açılışı yapılan projeler arasında İstanbul-İzmir Otoyolu Projesi’nin bir kısmı da var. Bu otoyolun geçiş ücretlerine bakınca, bu hizmetten sadece bir avuç mutlu azınlığın yararlanabileceğini görüyoruz.
UÇAKLA İZMİR’E GİTMEKTEN İKİ KAT PAHALI
İstanbul’dan yola çıkan bir araç bu otoyol güzergâhındaki Osmangazi Köprüsü’nü de kullanırsa, İzmir’e kadar 256 lira geçiş ücreti ödeyecek. Bu sadece otoyol ve köprü ücreti. Bir de 200 liralık benzin yaktığını düşünün, toplam ulaşım masrafı bir aracın 500 lirayı buluyor. Oysa bugün İstanbul’la İzmir arasında uçak bileti 250 lira civarında. Bu güzergâhtan arabayla İzmir’e gitmek, uçakla İzmir’e gitmekten iki kat daha pahalı. Yani arabada iki kişi olsa kurtarmıyor.
KAMYONLA GİDİLSE BİR ASGARİ ÜCRET KADAR ULAŞIM MASRAFI VAR
Yine İstanbul’dan İzmir’e yük getirip, götüren bir kamyonun sadece gidiş-geliş otoyol masrafı 1292 TL. Buna bir de bu kamyonun yakacağı mazotun masrafını koyun. Kamyoncu bir seferde bir asgari ücret harcamak durumunda kalıyor. Oysa ulaştırma altyapısına erişim ne kadar ucuz ve kolay olursa ticaret ve sanayi sektörlerimiz de o kadar olumlu etkilenir, o kadar hızlı gelişir. Şimdi İzmir ve çevresinde üretilen zeytinyağı, incir veya ayakkabı bu yoldan İstanbul’a ulaştırıldığında bunun ulaşım masrafı ne kadar olacak? Kamyoncunun bu masrafı karşılamaya gücü yetecek mi? ‘Tedarik zincirindeki maliyetleri düşürelim, düşürelim’ diyoruz, tedarik zincirindeki maliyetleri arttırıyoruz.
AYNI MESAFEYE 7 KAT PARA
Milletimiz, önceki iktidarların yaptığı yollardan geçerken ne ödüyor? ‘Devletin kasasından bir kuruş çıkmıyor’ denerek AKP döneminde yapılan bu oto yollardan geçerken ne ödüyor? Bir de buna bakmak lazım. Bir kıyas olsun diye Ankara ile İstanbul arası yaklaşık 450 km. Bu yoldaki masrafları ele alalım. Bu bir eski otoyol ve köprüler var üzerinde eğer Avrupa tarafına geçecekseniz. Arabayla Ankara ve İstanbul’u birbirine bağlayan otoyolu kullanırsak 25 TL ödüyorsunuz. Yine Avrupa yakasına birinci ve ikinci köprüden geçersek ödeyeceğimiz ücret 8 lira 75 kuruş. Yani 34 liraya Ankara’dan İstanbul’un Avrupa yakasına ulaşabiliyoruz. Mesafe yaklaşık 450 kilometre. Kamyoncuysanız bu güzergâhta ödeyeceğiniz otoyol ücreti 49 lira 75 kuruş, köprü ücreti de 49 lira. Ankara’dan İstanbul Avrupa yakasına giden bir kamyonun ödeyeceği toplam ücret yaklaşık 99 lira. 100 lira bile değil. İstanbul-İzmir arasında aynı kamyonun ödeyeceği ücret ise yeni yapılan yolda 646 TL. 99 lira nerede, 646 lira nerede? İki güzergâh arasındaki mesafe aynı olmasına rağmen İstanbul’dan İzmir’e gitmenin maliyeti Ankara’dan İstanbul’a gitmenin maliyetinin 7 katı.
AKP PROJELERİNDE DELİ DUMRUL TARİFESİ UYGULANIYOR
Peki, aradaki fark nereden geliyor? Açık söyleyeyim, otoyolların işletme ve finansman modellerindeki farklılıktan geliyor. Birini devlet yapmış işletiyor. Diğeri Kamu-Özel İşbirliği denerek yandaş tarafından yapılmış ve yandaş tarafından işletiyor. İkinci olarak, devletin doğrudan yaptığı ve işlettiği köprüye ve otoyola milletimiz sadece ve sadece o yoldan geçtiğinde, o köprüden geçtiğinde para veriyor. Oysa Kamu-Özel İşbirliği modeliyle yapılan köprüye ve otoyola millet aslında ‘geçse de geçmese de’ para ödüyor. Yani Adalet ve Kalkınma Partisi projelerinde tam bir Deli Dumrul tarifesi uygulanıyor.
SARAYIN KASASINDAN DEĞİL MİLLETİN KESESİNDEN
Biz bunları gündeme getirince de Sarayın Kibirli Adamı kızıyor. Bizleri iş bilmezlikle suçluyor. ‘Kendi kasasından’ bir kuruş çıkmıyor diyor. Doğrudur bu paralar Sarayın ve yandaşların kasasından çıkmıyor. Ama milletin cebinden ve devletin hazinesinden çıkıyor. Milletimiz geçmediği köprü, yatmadığı hastane için geçen yıl vergileriyle bütçeden 6 milyar lira ödemiş. Bu yıl ise bütçeye konan rakam 9,7 milyar TL. 2020’de geçilmeyen köprü ve yatılmayan hastaneler için bütçeden ödenecek tutarın 20,3 milyar TL’ye yükseleceği tahmin ediliyor. Yine 2021’de aynı harcamalar için ödenecek tutar tahmini ise 23,5 milyar TL. Bunlar, bütçenin 3 yıllık tahmini içinde, rakamların arkasına gizlenmiş olan birtakım veriler toplayarak çıkartarak TÜSİAD’ın Bütçe İzleme raporunda tespit edilmiş büyüklükler. Bu rakamlara bir de Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nin havaalanları için verdiği yolcu garantileri karşılığında yaptığı ödemeler dâhil değil. Hava Meydanları işletmesi KİT. Bu nedenle onun kendi bütçesi var, buradan yapılan ödemeler eğer hazineye muhtaç hale gelmezse sadece orada gözükür. Hazineye muhtaç hale geldiğinde de sermaye olarak kendisine para veriyor.
ARAÇ GEÇSE DE ÖDENİYOR GEÇMESE DE
Soruyoruz biz de ‘Nedir bu verdiğiniz yolcu garantilerinin miktarı?’ cevap veriyorlar, ‘Sözleşmenin gizliliği vardır. Bu nedenle bu rakamları veremeyiz.’ Şimdi İstanbul-İzmir otoyolu için Hazine’nin kefil olduğu dış kredi miktarı 4 milyar 956 milyon 312 bin 328 dolar. Yani yaklaşık 5 milyar dolar. Yine bu otoyol üzerindeki güzergâhlarda günlük 17 bin ile 40 bin arasında araç geçecek diye bu şirketlere garanti verilmiş. Eğer araç sayısı bunun altına düşerse aradaki farkı devlet karşılıyor.  Demek ki 40 bin araç geçse de geçmese de bu para ödeniyor. Geçiyorsa geçen ödüyor, geçmiyorsa devlet ödüyor.
RİSK MİLLETİN KÂR YANDAŞIN
Bu projelerin dış finansmanına garantiyi kim veriyor? Devlet veriyor, yolcu, araç hasta garantisini devlet veriyor, bu kadar garantiden sonra geliri yandaş cebine indiriyor. Ondan sonra da dönüp buna risk paylaşımı diyorlar. Kamu özel işbirliği risk paylaşımı. Burada risk milletin, kâr da yandaşın. Bunun adı milletin cebinden yandaşları daha da zengin etme operasyonudur. Madem bu modelin dünyaya örnek olduğunu iddia ediyorsunuz, neden ihale sözleşmelerini açıklamıyorsunuz, neden verilen yolcu, araç ve hasta garantilerinin her bir proje için kalem kalem ne kadar olduğunu açıklamıyorsunuz? Bu garantilere konu yolcu, araç ve hasta sayılarının gün gün ne kadarının karşılandığını ne kadarının bütçeye yük olarak geleceğini, milletle neden paylaşmıyorsunuz, neyi saklıyorsunuz? Madem bu projeler çok iyi, rakamları neden kurum bütçelerinin kuytusuna, köşesine saklıyorsunuz da araştırma kuruluşları oturuyorlar toplu iğneyle kuyu kazar gibi bu rakamları araştırıp çıkartmaya çalışıyorlar?

KÖİ’Yİ GETİREN ÖZAL, İSTİSMAR EDEN ERDOĞAN
Yap-İşlet Devret Modeli, Erdoğan’ın bulduğu bir finansman modeli değildir. Bunu bulup, Türkiye’ye getiren rahmetli Özal’dır. Ama bu modeli alabildiğine istismar edip, yandaşa para kazandırmak için milletin çoluğunun çocuğunun geleceğine ipotek koyan da Erdoğan’dır. Yandaşlarına ihale verir ama ihale sözleşmelerini milletten saklar. ‘Yap işlet devret modeliyle yatırım yapıyoruz, milletin cebinden beş kuruş para çıkmayacak’ der. Ama verdiği her büyük ihale için milletin kesesinden, hem de bol keseden dolara endeksli garantiler verir. Bunlar da yetmeyince, TBMM’de partisinin milletvekillerine verdirdiği torba kanunla şehir hastanelerinin sözleşmelerini yeniden gözden geçirme yetkisi alır. Sağlık reformu deyip, kimse hastanelerde para ödemeyecek der. Bugün hastanelerde, değişik adlar altında vatandaş 14 çeşit para öder. En büyük ihaleleri bu milletin anasına küfredenler alır. ‘Yaptığın sözleşmeleri görelim’ deyince de ‘gizlidir’ derler. Devlet böyle yönetilmez… Zaten yönetilmiyor da… Türkiye yönetilmiyor, Türkiye savruluyor!
BU PROJELER BEYAZ FİL
Bu projeler üç beş yandaş havuz müteahhidinin zenginliğine zenginlik katmak için tüyü bitmemiş yetimin üç kuruşunu hortumlayan beyaz fillerdir. Dün Erdoğan Ziya Paşa’nın meşhur sözünü tekrarlamış: ‘Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri.’ Bakalım milletin çoluğunun çocuğunun rızkını, geleceğini çalıp, bitiren bu beyaz filler ileride nasıl hatırlanacak. Buna sebep olanlar duayla mı, yoksa bedduayla mı anılacak? Tarih bunları elbette yazacak.
DÜRBÜNÜN TERSİYLE BAKINCA HER ŞEY TOZPEMBE GÖRÜNÜYOR
Damadın harikalar diyarından anlattığı ekonomi masallarının milleti ikna etmediğini görmüş olacak ki dün kayınpederi aynı masalları anlatmaya devam etti. Sanayi üretiminden istihdama kadar tüm göstergelerde olumlu yönde bir yükseliş varmış. Demek ki Saraydan millete dürbünün tersiyle bakınca her şey tozpembe görünüyor. Madem işler toparlanmaya başladı. İstihdam artışa geçti. Neden Sosyal Güvenlik Kurumunuz sekiz aydır sigortalı sayılarını açıklamıyor? Sekiz aydır bu verilere neden karartma uygulanıyor? Neden çekiniyorsunuz? Kayıtlı istihdamdaki kayıplar sanılandan çok daha büyük de onu mu saklamaya, gizlemeye çalışıyorsunuz? Rakamları karartarak, rakamlarla oynayarak nereye kadar gidebileceğinizi zannediyorsunuz? Millet rakamlara bakmıyor ki yaşıyor bunları.
SEÇİM BİTTİ, ZAMLAR GÜMBÜR GÜMBÜR GELİYOR
Temmuz bitti, Ağustos geldi. Temmuz ayına ait öncü göstergeler iyi başlamamıştı. Ekonomik güven, tüketici güveni ve reel kesim güveni Temmuz’da düştü. Yine imalat sanayi üretimi için önemli bir öncü gösterge olan İmalat Sanayi Satın Alma Yöneticileri Endeksi yeniden geriledi. Seçimlerin bitmesiyle zamlar gümbür gümbür geliyor. Elektriğe yapılan yüzde 14,98 detaylı söylüyorum zamdan sonra, yaz günü kışa hazırlık için iktidar doğalgazın fiyatını da yüzde 14,97 artırdı. Her ne hikmetse bu 15 olmuyor. Vatandaşın almak zorunda olduğu bu malların fiyatlarına yapılan zamlar adeta perakende işletmecilerin malı satabilmek için üzerine koyduğu etiketlere benziyor. 20 değil 19,99 der gibi… Zamlardan efkârlanan millete bir darbede en son sigara zammıyla vuruldu. Hem doğalgaz hem de sigara zamları da özellikle Ağustos ayında yapıldı ki Temmuz enflasyonu etkilenmesin. Faizin indirildiği ay enflasyon azmasın. AKP Genel Başkanının kendinden menkul enflasyon faiz teorisi doğrulansın.
ENFLASYONDA TEMMUZ AYI REKORU
Bugün sabah Temmuz ayı enflasyon rakamları açıklandı. Gördük ki tüm enflasyonu düşük gösterme çabalarına rağmen Temmuz’da aylık enflasyon yüzde 1,36 olmuş. Bu, mevcut enflasyon serisinde Temmuz ayları itibariyle en yüksek Temmuz ayı enflasyonu rekor… 12 aylık enflasyon da Temmuz’da yüzde 16,7 olmuş. Bu da 12 aylık olarak baktığımızda en yüksek Temmuz ayı enflasyonu. Çekirdek enflasyondaki aylık artış yüzde 2 civarında, yani Tüketici Fiyatlarındaki artıştan çok daha fazla.
FAİZ İNDİ AMA ENFLASYON İLK AYDAN REKOR KIRDI
Faiz indi ama enflasyon daha ilk aydan rekor kırdı. Umutlar Ağustos ve Eylül’deki baz etkisine kaldı. Yani geçen yıl ki yüksek artışların bu yılın artışlarını düşük göstermesi bekleniyor. Tabi bu rakamlar TÜİK’in makyajlı enflasyon rakamları. Yurttaşlarımızın mutfağındaki enflasyon bundan çok daha büyük. Bunu her gün sizlerin kanallarında görüyoruz, seyrediyoruz zaten. Yaz ortasındayız. Domatesin, biberin, meyvenin ucuzladığı aylardayız ama yurttaşlarımızın en temel gıda maddelerinde çok ciddi fiyat artışları olduğu dikkati çekiyor. Temmuz’da tek bir ayda, sadece tek bir ayda; şekerin fiyatı yüzde 12 artmış, sarımsağın fiyatı yüzde 11 artmış, elmanın fiyatı yüzde 8, domatesin fiyatı yüzde 8 artmış. Çarliston biberin, kayısının, çayın fiyatı da yüzde 7 artmış. Özetle, mutfaktaki yangın hız kesmiyor her gün biraz daha büyüyor. Herhalde önümüzde bir seçim olsa, bu iktidar yaz gününde de tanzim satış mağazalarını kurar.
ELEKTRİK FİYATI ARTARKEN ÜRETİCİ FİYATLARI DÜŞÜYOR
Enflasyon göstergelerinde izaha muhtaç ilginç gelişmeler de olmuyor değil bu arada. Elektriğe Temmuz başında yüzde 15 civarında zam gelmesine rağmen üretici fiyatları Temmuz’da yüzde 1 geriliyor. Yani sanayici, elektrik fiyatlarındaki artışı ürettiği malın fiyatına yansıtamamış. Mevcut veriler gevşeyip, rahatlamak için henüz çok erken olduğunu bize gösteriyor. Ama dediğim gibi hem damat hem kayınpeder reklamları geçmişler harikalar diyarında gezinmeye başlamışlar.
TEK ADAMIN MALİYETİNİ AÇIKLAYACAĞIZ
Buradan açıkça soruyorum. Ekonomide aspirin tedavisi ve pansuman dışında dişe dokunur hangi tedbirleri aldınız da düzelme bekliyorsunuz? Tam bir yıl önce önerdiğimiz 13 maddelik radikal çözüm paketinin 13 maddesinden bir tanesini bile uygulamaya geçirmediniz. Erdoğan’ın tek adam olma hevesinin milletimize maliyetini anlatıp duruyoruz. Gelecek günlerde bununla ilgili bir çalışmayı da kamuoyuyla paylaşacağız.
YALANA KARŞI HAKİKATLE MÜCADELE EDECEĞİZ
Anlaşılan Erdoğan 2023 hedeflerinin iktidarın ülkeyi yönetememesi nedeniyle artık hayal olmasından ve bunun Sayın Genel Başkanımız tarafından milletimize anlatılmasından son derece rahatsız olmuş. Ama şunu söyleyelim, biz yalana karşı hakikatle mücadele etmeye devam edeceğiz. 2023 için 25 bin dolar olacak dedikleri kişi başına gelir, 12 bin 484 dolara planda indirildi mi, indirilmedi mi? İndirildi. Peki Meclis’e giden bu plan dokümanında kimin imzası var arkadaşlar? Erdoğan’ın imzası var. 2013’te, yani bundan 6 yıl önce, kişi başına düşen gelir 12 bin 480 dolar mıydı, değil miydi? Şimdi diyorsunuz ki önümüzdeki 10 yılda kişi başına yıllık gelirimiz, gerçi bu geliri de görenimiz yok ama, 4 dolar artacakmış. Bunun neresine başarı diyeceğiz?
İLK 10 DERKEN İLK 20’DEN DÜŞÜRECEKLER
‘İlk 10 ekonomi’ gireceğiz türküleri söylediler 2023’te. Şimdi Türkiye’yi ilk 20 ekonomi arasından düşecek noktaya kadar getirmiş bulunuyorlar. Sıkışınca da ‘biz beceremedik’ diyemiyorlar, ‘dışarıdan saldırı oldu, dış güçler yaptı’ diye bağırmaya başlıyorlar. Ülkeyi sıcak para baronlarına teslim edip emir alır hale getireceksin, sonra da ‘beni dövdüler’ deyip ağlayacaksın. Tabi, Sarayın etrafındaki mutlu bir sosyete, çift dikiş maaşlar, ballı yönetim kurulu üyelikleriyle günlerini gün ederken milletin çocukları işsiz. Allah’tan korkmayanlar kuldan da utanmıyor. Bunlar haber olunca da millete tehditler ve hakaretler başlıyor. Ne diyelim bu devran böyle dönmez.  Milletimizin kendinden kopanlara en güzel cevabı günü geldiğinde sandıkta verdiğini en son seçimlerde gördük.
UFUKTA SEÇİM Mİ VAR, AK PARTİ’DE SAFLAR MI DAĞILDI?
Ekonomide sıkıştıkça Erdoğan, İstanbul seçimlerinde unuttuğu ‘Fırat’ın doğusuna müdahale kartı’nı masaya getiriyor. Hayrola ufukta bir seçim mi var? Yoksa partide dağılan safları sıklaştırmak için bu kart mı oynanıyor? Baştan itibaren ‘Ortadoğu’nun meselesi, Ortadoğu devletleri tarafından çözülmelidir’ diyoruz. Hep bunu söyledik. ‘Türkiye ancak bu şekilde Müslüman’ın Müslümanı kırdığı Ortadoğu bataklığından kurtulur ve bölgeye barışı getirir’ diyoruz. ‘Türkiye, Esad’la Rusya üzerinden konuşarak; Mısır’la kavga ederek Ortadoğu’yu büyük devletlerin oyun alanı haline getiriyor’ diyoruz. Kendi silah fabrikalarını Katar’a satanların Türkiye’nin çıkarlarını ne kadar savunacakları konusunda çok ciddi endişelerimiz olduğunu sürekli dile getiriyoruz. Milletimizin güvenliği için tamam her türlü tedbir alınmalıdır. Ancak Suriye sorununun köklü çözümü Suriye’nin toprak bütünlüğünü dikkate alan, diyaloğa dayalı, barışçı bir yaklaşımda aranmalıdır. Bugüne kadar savaşlar hiçbir topluma fayda getirmemiştir, bundan sonra da getirmeyecektir. İktidar, artık dış politikayı iç politika malzemesi haline getirmekten vazgeçmelidir.”